Osmanlı İmparatorluğu

Gazi Sultan 1. Murad Han Dönemi (1360 – 1389)

Gazi Sultan Murad Han Kimdir? Ne Zaman Tahta Geçti Savaşları ve Yaşamı

Gazi Sultan 1. Murad dönemi ile ilgili yazımızda size Gazi Sultan Murad Han Kimdir? Ne Zaman Tahta Geçti Savaşları ve Yaşamı konularında bilgiler sunacağız.

Murad Bey, babasının vefatı üzerine Bursa’ya geldi ve ahilerin kararıyla Osmanlı Devleti’nin başına geçti. Gerçekte, Murad Gazi, ahilerin başkanıydı ve böylece onun başa geçmesinde ahiler birinci derecede etkili olmuşlardı.

 

Gazi Sultan 1. Murad Han DönemiÖte yandan Rum imparatorluğu, Orhan Bey’in vefatını fırsat bilip Rumeli’deki yeni fethedilmiş toprakları, bu arada, Burgaz, Çorlu ve Malkara’yı işgal etti. Lala Şahin Paşa, Hacı ilbeği ve Evrenos Bey, tellaş göstermeksizin Marmara Denizi kıyısında tutunup yeni Han’ın Anadolu’daki işleri hallederek gelmesini beklediler. Serinkanlılıkla davranmaları, paniğe meydan vermedi, Bolayır’a defnettikleri Süleyman Paşa’nın mezarını çiğnetmediler.

Gönüllü düzen koruyucuları olan ahiler, Murad Han 762/1361’de Ankara’ya yürüyünce, kendi rızalarıyla şehri teslim ettiler. Ankara’nın zaptı, Osmanlı ülkesini doğuya doğru önemli ölçüde genişlettiği gibi, Rumeli’deki fetihlerde yararlanılabilecek Türk nüfusunun çoğalmasına da sebep olmuştur. Hatta Rumeli fütuhatıyla Anadolu fütuhatı arasında nüfus bakımından bir nevi denge gözetildiği hakkında bile bir nazariye vardır.

Murad Han, Bursa’ya döndü. Lala Şahin Bey de gelmişti. Murad Han, onu beylerbeyi tayin etti; “ilk zamanlarda Başkumandanlık vaziyetinde bulunan ‘Beylerbeyi’ makamında Alaeddin ve Süleyman Paşalardan sonra Birinci Murad da bir müddet bulunmuş olduğuna göre bu vazifenin ilkönce hep hanedan azasına verildiği anlaşılmaktadır.

Hatta Birinci Murad cülus ettikten sonra yetişkin bir şehzade bulunmadığı için hanedan haricinden birinin Beylerbeyi tayinine zaruret hasıl olduğundan bahsedilir

Fetihler Sırasında Balkanlardaki Milletler

Osmanlılar, Balkanlar’da fetihlere başladıkları sırada, o bölgenin siyasi durumu şöyleydi:

Doğu Trakya, Selanik yöresi, Mora yarımadasının bazı kıyıları ve Güney Epir Roma (Rum) imparatorluğuna bağlıydı. Balkanlar’ın kuzeydoğu kısmı Bulgarların elindeydi. Yukarı Sırbistan ile Serez, Drama bölgeleri de parçalanmış bir halde Sırpların elindeydi. Epirin kuzeyinde büyüklü küçüklü Sırp, Arnavut veya Latin Arnavut prenslikleri vardı; bu prenslikler Venedik Cumhuriyeti ve Napoli krallığının nüfuzları altındaydılar.

Murad Han ve Lala Şahin Paşa birlikte Marmara Denizi’ni geçtiler. Murad Han Çorlu ve Lüleburgaz’ı İslam’a açtı, surlarını yıktırdı ve Anadolu’dan getirdiği Türkmenleri buralara yerleştirdi. Osmanlı Türkleri, Edirne’ye İstanbul’dan yardım gelmesini önlemek için bölgede ilerlemeyi ve yayılmayı sürdürdüler.

Evrenos Bey Malkara ve ipsala’yı, Hacı ilbeyi ise 1360 yılında Dedeağaç şehir ve limanını aldılar. Osmanlı kuvvetleri, bölgeyi geri almaya çalışan Rum kuvvetlerini bozguna uğrattılar. Murad Han, 763/1362’de Edirne’yi İslam’a açtı. “Trakya kıtasının merkezi ve Doğu Roma İmparatorluğu’nun İstanbul’dan sonra ikinci şehri olan Edirne’nin fethi Türklerin bu kıtaya kati surette yerleşmelerini temin etmiş olduğu gibi askerlik bakımından da en mühim hareket üssü elde edilmiş oldu.

Roma İmparatorluğunun Osmanlı Devletine Tabi Devlet Haline Gelişi

Murad Hüdavendigar fetih hareketine devam etti; Edirne’nin stratejik durumundan yararlanarak, ileri harekatı sürdürdü. Lala Şahin’i kuzeyde Filibe ve Zağra yönüne şevketti, Evrenos Bey’i Batı Trakya’ya, Gümülcine fethine gönderdi. Lala Şahin Paşa, İstanbul’un pirinç ihtiyacını karşılayan Filibe’yi fethetti; Rum İmparatorluğu, böylece, Meriç vadisinden almakta olduğu vergiden de mahrum edildi.

Filibe’nin alınması, Osmanlı toprağının, Bulgarlarla, Ege kıyılarında direnmekte olan Yunanlıların arasına kama gibi girmesini sağladı, bu ikisinin arasındaki ulaşım koparılmış oldu.

Rum İmparatoru V. Yuvannis (1341 – 1391) Venedik Doçu’yla 1361 Temmuz’unda bir antlaşma yaptı, fakat, çok geçmeden, bu antlaşmanın, Osmanlıları Trakya’dan çıkarmaya yetmeyeceğini anladı. Çünkü Osmanlılar, sürekli olarak Anadolu’dan Türkleri buralara naklediyorlar, kıyıları da iyi koruyorlardı.

Bunun için 1364 yılında Osmanlı Devleti ile bir anlaşma yaparak Osmanlıların fethettikleri bölgelerin onlara ait olduğunu tanıdı. Rum İmparatoru, bu antlaşma ile, doğrudan doğruya veya dolambaçlı yollardan bu toprakları geri almaya çalışmayacağını, hiçbir zaman Osmanlı düşmanlarıyla birleşmeyeceğini ve Anadolu Beyliklerinin muhtemel taarruzlarına karşı, Birinci Murad ne zaman isterse asker vereceğini taahhüt etmek suretiyle istiklalinden vazgeçip Osmanlı nüfuz ve hakimiyeti altına girmiştir.

Sırpsındığı Savaşı – 1364

Filibe’yi Osmanlılara teslim ederek ailesiyle birlikte Sırbistan’a gitmiş olan Rum komutan, Sırp Kralı Beşinci Uroş’a başvurarak Türk askerlerinin sayısının az olduğunu söyledi, kralı Türkler aleyhine şevketti, bu işe göz yumulacak olursa durumun çok vahim olacağını bildirdi. Papa V Urban da Avrupalıların ortak bir cephe kurması için uğraştı. Macar, Sırp, Bulgar Kralları ve Eflak Prensi 50-60 bin kişilik bir Haçlı Ordusu kurdular, başlarında Macar Kralı Layoş vardı.

Birleşik Hristiyan Orduları Edirne üzerine yürüdüler. Beylerbeyi Lala Şahin Paşa, bu tehlikeli durumu Murad Han’a bildirdi, bir yandan da bir keşif kuvvetini Hacı ilbeyi buyruğunda düşmana karşı gönderdi. Hacı ilbeyi, ancak, düşman orduları Meriç ırmağını geçtikten sonra yetişebildi.

Haçlılar, ciddi bir karşı koyma ile karşılaşmadıkları için, zaferden emindiler. Hacı ilbeyi, askerlerinin çok daha az olmasına rağmen, geceleyin aniden, üç koldan saldırdı. Sarhoş Hristiyan Ordusu bozguna uğradı, askerlerin birçoğu Meriç ırmağında boğuldu. Macar Kralı Layoş canını zor kurtardı.

Bu savaş 766/1364 yılında oldu, Sırp sındığı diye anılır. Bu, Osmanlılara karşı Hristiyanların birlikte hareket etme konusundaki birçok girişimlerinin ilkidir.

Biga’nın Katalanlardan Alınması – 1364

Birinci Murad, Lala Şahin Bey’in yardım isteğini yerine getirmeden önce, Anadolu yakasındaki, Katalan’ların elinde bulunan Biga’yı fethederek, kendisi Rumeli’nde savaşırken, Anadolu’da bu düşmanların karışıklık çıkarma ve Rumeli’den dönerken korsan gemileriyle kendilerini tehdit etme ihtimalini ortadan kaldırmayı uygun bulmuş, Biga kalesini ve Marmara kıyısına kadar uzanan arazisini fethetmiştir.

Fetih tarihi olarak 1363 ve 1364 yılları bildirilmektedir. Katalanlar (Almughavares, Compagnies Catalanes) ücretli İlker topluluğu idi. İkinci Andronikos Paleologos devrinde, Türklere karşı kullanılmak üzere, 1303 tarihinde Rum İmparatorluğu hakimiyetine alınan bu serseri ve çapulcular zümresi içinde, gerçekte sadece Katalonyalılar değil, Sicilyalı, Aragonlu, Navarlı, Fransız, İtalyan, Alman ve daha birçok Avrupa ülkesinden kiralık katiller vardı.

Anadolu’da Türklerin hücumlarından çok bunalmış olan Rum İmparatoru, teklifi kabul etmişti. Roger de Flor, yirmi altı gemiye doldurduğu ücretli askerlerle Sicilya’dan İstanbul’a gelmiş ve sözleşme gereğince, İmparator’dan ‘Megadukas’ yani ‘Grand – duc’ unvanını almıştı. Katalanlar, 1304 yılında Kapıdağı yarımadasındaki Erdek kasabasına saldırdılar.

Ancak, bu saldırılardan, Türk halkı kadar, Rumlar da etkileniyordu, Rumlar da haraca kesilmişti! Bu durum İstanbul’da Katalanlar aleyhine pek fena hava doğmasına yol açtığı için, İmparator, Roger de Floru, Bulgarlara karşı göndermek bahanesi ile, Rumeli yakasına geçirdi.

Anadolu’nun Marmara kıyısında Biga ve Erdek’te muhafız kıtalar bırakan Katalanlar, 1306 yılında Rumeli yakasına geçtikten sonra, bu defa oralarda çapulculuğa koyuldular, Gelibolu yarımadasını işgal edip Marmara kıyılarında, İstanbul yönüne doğru yayıldılar.

1307 Nisan’ında Roger de Flor, Anadolu’ya hareketinden önce Edirne’ye gelip İmparatorun oğlu Mihail’e saygılarını sunarken şerefine verilen bir yemek sırasında bazı yoldaşlarıyla birlikte öldürüldü.

Ragusa’nın (Dubrocnik) Osmanlı Himayesine Girmesi – 1365

Bosna’nın güneybatısında, Dalmaçya kıyısındaki Dubrovnik Cumhuriyeti, arazisi dar ve tarıma elverişsiz olduğundan, ticaretle uğraşıyordu. Bu cumhuriyet, 1365 yılında yapılan bir antlaşma ile, yılda beş yüz duka altını haraç karşılığında Osmanlı himayesine girdi ve Doğu sularında ticaret serbestliği kazandı.

Gelibolu’nun Elden Çıkması – 1366

Birinci Murad’ın hakimiyetini kabul etmiş olan Rum İmparatoru V. Yuannis Paleologos, bu durumu içine sindirememiş, gizlice Macaristan’a gidip Macar Kralı Layoş ile görüşüp onu Türklere karşı tahrik etmişti. Yuannis, Bulgaristan üzerinden dönerken, Birinci Murad’a yaranmak isteyen Bulgar Kralı Şişman’ın emriyle tevkif edilip Niğbolu kalesine hapsedilmişti.

Bu arada Papa, 25 Aralık 1366’da, Noel’de, Osmanlı Türklerine karşı yeni bir Haçlı Seferi ilan etti. Rum İmparatoru, Macar Kralı, İtalya’nın şehir devletleri bu savaşa katılmaya davet edildiler. Tek ciddi kabul Savoy Dükü II. Amadeus’dan geldi. Savoy Dükü’nün gönderdiği donanma, Gelibolu’yu alıp Rumlara teslim etti. Ancak, Gelibolu’nun kaybı, Osmanlıları fazla etkilemedi, çünkü Trakya’da sağlam bir şekilde tutunup yerleşmişlerdi.

Murad Hüdavendigar, bu kayba karşılık, Anadolu’dan Türkmenler getirerek Avrupa’da İslam’a yeni açılmış bölgelere yerleştirdi, oralardan aldığı Hristiyan köylüleri de Anadolu’ya nakledip oraya yerleştirdi.

Avrupada Fetih Hareketinin Yeniden Başlaması

Osmanlılar, Avrupa’da yeni beldeleri İslam’a açmaya devam ettiler. Timurtaş Paşa (Ö.1404) Bulgarlardan Kızılağaç ve Yarıbolu’yu aldı. Lala Şahin Paşa İhtimam ve Samakov’u 768/1367’de fethetti.

Ertesi yıl, Murad Hüdavendigar, Bulgarlardan Aydos (Aytes), Karinabad ve Sözepolu, Roma İmparatorluğu’ndan da 1363 barışına aykırı davrandıkları için Hayrabolu’yu aldı. Lala Şahin Paşa, Bulgar Çarı İvan Şişman’ı ve Sırp Krah’nı Samokov’da 773/1371’de yendi. Osmanlılar, Sırplarla, Çirmende 774/1372’de tekrar savaşıp Sırp ordusunu bozguna uğrattılar.

Bu başarı, Osmanlılara, Makedonya ticaret yollarına çıkış sağladı. Gazi Evrenos Bey, bu savaştan sonra Gümülcine’yi fethetti. Kara Halil Paşa vezir yapıldı ve Hayreddin Paşa diye anılır oldu.

Hayreddin Paşa, Kavala, Drama, Zihne, Serez ve Karaferye’yi fethetti. Evrenos Bey Serez’de yerleşip orayı merkez edindi. Köstendil 774/1372’de fethedildi. Murad Hüdavendigar, İnceğiz ve Çatal Burgaz’ı fethetti 775/1373. Bu tarihten sonra Murad Hüdavendigar Avrupa’daki faaliyetlerine ara verip Anadolu’yla ilgilendi.

Çatalca ve İnceğizin de Türkler tarafından fethi üzerine, İstanbul’dan çıkamaz hale düşen V. Yuvannis Paleologos, Murad Hüdavendigara elçiler gönderip sığınmaktan başka çare bulamadı.

Evvelce akdedilip Rumlar tarafından ihlal edilmiş olan tabiiyet antlaşması bu sefer teminatlı olmak şartıyla yenilendi. Buna göre, Doğu Roma (Rum) İmparatorluğu, oğullarından Theodoros’u rehin olarak Osmanlı sarayına gönderdi ve Birinci Murad ne zaman emrederse askeriyle gelip hizmet etmek mecburiyetini de kabul etti!

Sipahi Ocağının Kuruluşu

Timurtaş Paşa’nın teklifi kabul edilerek düzenli atlı birlikleri olan sipahi ocağı kuruldu. Osmanlılar bu arada tımar düzenini geliştirdiler.

Bu sükûn devrinde Murad Hüdavendigar, büyük oğlu Yıldırım Bayezid’i, Germiyan Beyi Süleyman Şah’ın kızı Devlet Hatun’la evlendirdi. Süleyman Şah, Osmanlılara, kızının çeyizi olarak Kütahya, Emet ve Simav’ı verdi, kendisi, Kula’ya çekildi.

Avrupa’daki fetihlere yeniden başlayan Osmanlılar, Vardar ırmağının sol kıyısındaki İştip’i 782/1380’de, Bulgaristan’ın önemli merkezlerinden Sofya’yı 788/1386’da aldılar. Timurtaş Paşa oğlu Yahşi Bey, ticaret yolu üzerindeki, Sırbistan’ın kapısı durumunda olan Niş’i 788/1386’da aldı.

Hristiyan devletler, gelen bu Osmanlı fetihleri karşısında büyük bir korkuya düştüler. Bu cümleden olarak, Sırp Despotu Lazar, kendini güvende hissetmek için, Osmanlı’ya vermekte olduğu vergi miktarını ve daha önceki bir anlaşmayla Osmanlı’ya vermeyi kabul etmiş olduğu asker sayısını arttırdı. Niş’in fethi, Murad Hüdavendigar’ı, Avrupa devletleri gözünde, çekinilecek, korkulacak, çok heybetli bir hükümdar yaptı. Öyle ki, “1386’da Doğu Romalılarla Cenevizliler arasında yapılan anlaşma, Niş seferinden sonra, Murad’ın gücünü vurgulamaktadır.

Cendereli (Çandarlı) Halil Hayreddin Paşa, akına beyi Evrenos’un da yardımıyla 1385’de Manastır ve Ohri’yi fethetti.

Osmanlılara karşı, Sırplar, Bulgarlar, Ulahlar gibi kavimler arasında Balkan ittifakı kurulmasına çalışılıyordu. Babası Halil Hayreddin Paşa’nın 1387’de vefatı üzerine Vezir-i A’zam olan Ali Paşa, bu ittifakı önlemek için süratle Balkan dağlarını geçti, Pravadi ve Şumnu şehirlerini fethetti, Bulgaristan’ın o zamanki başkenti Tırnova’yı İslam’a açtı.

Bulgar Kralı Şişman, Niğbolu kalesine kapandı. Diğer bir Osmanlı ordusu ile yetişen Sultan Murad, 1388’de Niğbolu’ yu fethetti. Kral Şişman, geçmiş haraçlarını vermek, Silistre ve diğer birkaç kaleyi Osmanlı Devleti’ne teslim etmek gibi taahhütler altına girdiği halde, Birinci Murad oradan çekilir çekilmez isyan edince, Silistre, Hezargrad, Rusçuk şehirleri İslam’a açıldı, tabii, Şişman’ın sığınmış olduğu Niğbolu kalesi de alındı. Orta Bulgaristan böylece fethedildi.

Öte yandan, Karaman Beyi Alaeddin, 1381’den önce, Murad Hüdavendigar’ın kızı Nefise Sultan (Melek Hatun)la evlenmişti. Karaman Beyliği, Selçuklu hanedanına hısım ve başkent Konya ve önemli Selçuklu şehirlerine varis olduğu için, kendini, Selçuklu’nun tabii varisi olarak görüyordu; haksız da sayılmazdı ama, cihat görevini hakkıyla yerine getiren Osmanlı, Rumeli’nde geniş bölgeleri İslam’a açmış ve çok önemli bir askeri – siyasi güç haline gelmiş, Doğu Roma imtaratorluğunun metbu’u olmuştu.

Karaman Beyi, Osmanlı’nın Anadolu’da da yayılmasından endişe duyup, Osmanlılar’ın Hamidoğlu Beyliği’nden satın almış olduğu şehir ve kasabaları zapt etmeyi düşündü. Osmanlılar, Rumeli’de meşgulken, Bosna Kralı’nı onlara karşı kışkırttı ve kendisi de 1386’da Beyşehir’i işgal etti. Bunun üzerine Murad Han, kendisinin cihat görevini engelleyen bu kişiye karşı, eğer ona dönerse, mücahitlerin kılıçlarını kafirlerden ona çevirmek durumunda kalacağını, cihada devam ederse Müslümanların Karamanoğlu’ndan zarar göreceğini belirtti.

Sonunda, cihada engel olana karşı cihat ermenin en büyük cihat olacağına karar verdi. Böylece, Alaeddin Bey üzerine yürüdü; Karamanoğlu kuvvetleri, Türkmenlerden ve halen Anadolu’da bulunup o çağlarda ‘Tatar’ diye anılan Moğollardan kurulu idi. Sultan Murad Hüdavendigar, Karamanoğlu kuvvetlerini 1387’de yendi, Beyşehir’i geri aldı. Kızının ricası üzerine, damadını bağışladı. Osmanlıların top ve tüfeği ilk defa bu savaşta kullandığı söylenir.

Kadıaskerlik Kurumunun Kuruluşu – 1387

Devletin büyümesi üzerine, Osmanlılar, askerlerin dini-adli işlerini yönetmek üzere kadıaskerlik kurumunu meydana getirdiler. Bursa kadısı Cendereli (Çandarlı) Kara Halil (ö. 789/1387) ilk kadıasker oldu. Osmanlılar, savaşlarda ellerine geçen tutsakları orduda asker olarak kullanmayı denediler, fakat bazıları kaçtı, bu usul başarılı olmadı.

Sultan Murad çağında, Mevlana Kara Rüstem, “Kur’an-ı Kerim’e göre savaş ganimetinin beşte biri devletin olduğuna göre, her beş tutsaktan biri Beytu’l Malındır” görüşünde bulundu. Kadıasker Kara Halil bu görüşü benimsedi, tutsakların beşte biri devlet hesabına el konuldu. Bu tutsaklar Türkçe öğrenmek ve İslami terbiye ile yetiştirilmek üzere köylülere dağıtıldı.

Bu uygulamadan yeniçeri gücü doğdu. Kültürdeki süreklilik açısından dikkate değer bir konudur ki, yeniçeri başlığına börk denirdi. Börk, İslam’dan önce bile Göktürklerin Türkistan’da iken giydikleri başlığın adıydı.

Murad Hüdavendigar, Mısır’daki Abbasi Halifesi’ne hediyeler gönderdi, kendisine, tenfiz-i hükumet-i şer’iyye icazeti: İslam Kutlu Hukukunu (Şeriatı) uygulayan hükümet olma izni geldi ve Sultan-ı Rum (Anadolu Sultanı) ünvanı verildi. Nazari olarak İslam aleminin başı sayılan Abbasi Halifesi, böylece, Selçukludan sonra, Anadolu’da meşru devlet olarak, Osmanlı’yı kabul ediyordu. Murad Hüdavendigar, o zaman için fiili olarak sahip olduğu gücün yanında, sultan unvanını da alarak siyasi gücünü pekiştirmiş oluyordu.

Birinci Kosova Savaşı – 1389

Anadolu’da, durumunu böylece sağlamlaştırdıktan sonra Sultan Murad, Avrupa’ya geçti. Balkan birleşik orduları 100.000 kişilik bir kuvvetti. Sultan Murad’ın ordusu ise, en iyi tahmine göre ancak 10.000 kişi idi. Osmanlı ordusunda, Kastamonu, Germiyan, Hamid, Teke, Menteşe ve Aydın birlikleri de vardı.

Yeniçeriler merkezde, ön safa, onların da önüne toplar kondu. Sağ ve sol kanatların önüne okçular yerleştirildi. Sırp, Macar, Ulah, Leh ve Çeklerden kurulu birleşik Hristiyan ordusu o kadar kalabalıktı ki, Osmanlılar, bir ara, kendi ordularının önüne bir siper olmak üzere, develeri dizmeyi bile düşündüler, develerin ürküp kendilerini ezmesi ihtimalini göz önüne alarak bundan vazgeçtiler.

Sultan Murad Han’ın Vefatı

Ertesi gün şiddetli bir savaş oldu, Osmanlılar, topları başarıyla kullandılar. Önce Osmanlı sol kanadı şiddetli hücum karşısında geriledi, fakat sağ kanat mukabil hücuma geçti ve Hristiyan kuvvetler bozguna uğradı. Sultan Murad, savaş alanını gezerken, özengisini öpecekmiş gibi yapıp hile ile yanına sokulan Miloş Obiliç tarafından hançerlendi.

Sultan Murad, yarasının ölümcül olduğunu anlayınca büyük oğlu Bayezid’i çağırdı ve ileri gelenlerin kararıyla onu han yaptı. Tutsak edilmiş olan Kral Lazar ve oğlu orada kısas olarak idam edildi. Sultan Murad’ın iç organları şehit olduğu yere, cesedi de Bursa’ya gönderilerek gömüldü.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close