Osmanlı İmparatorluğu

Orhan Gazi Dönemi (1324-1360)

Osmanlı İmparatorluğu Orhan Gazi Dönemi Olayları

Orhan Bey, daha babasının sağlığında askerin başına geçmişti. Bursa kuşatması sürerken, 1321’de Mudanya’yı fethetti. Karadeniz’e doğru olan bölgenin fethiyle Konur Alp görevlendirildi, İzmit dolaylarını Akçakoca fethetti.

Orhan GaziOrhan Bey hükümdar olduğunda, kardeşi Alaeddin Bey de Beylerbeyi (ordu komutanı) oldu. Alaeddîn Bey, sonraları Kite (Kütahya) ovasındaki çiftliğine çekildi. Beylerbeyi iken, Osmanlı çerisinin börkünü kırmızıdan ak’a çevirdi. Alaeddîn Bey, Çandarlı (Cendereli) Kara Halil’e, yaya askerî birlikleri kurarken yardımcı olmuştur.

Orhan Bey, Bursa’nın anahtarı durumunda olan Atranos (Orhaneli) kalesini alıp yıktırdı. Orhan Bey, Bursa’yı, 6 Nisan 1326’da fethetti. Bursa, Osmanlı Devleti’nin başkenti oldu. İlk Osmanlı sikkesi (madenî parası) Bursa’da kesildi.

Bursa’nın Fethi (1326)

Osmanlı Devleti, Osman bey zamanında her ne kadar yayılmacı bir politika izlemiş olsa da, özellikle Bizans Tekfurları ile Beyliğin ilk yıllarında iyi geçinilmiş ve barış içinde yaşanılması gerektiği siyaseti ile yaklaşılmıştı. Fakat Osmanlı Beyliğinin genişleme politikasını fark eden Bizans Tekfurları, zamanla barış siyasetini gözden geçirmişler ve Osmanlı Beyliğine karşı olmaya başlamışlardır.

Osman gazi Bizansı doğu sınırlarında zayıflatarak merkeze kadar gitme arzusunda idi. Bu arzusunu Bizans’ın en büyük tekfurluğu olan İznik’i yıllarca süren bir kuşatma altına almış ve bu sırada yardım için gelen diğer Tekfruları da Tarihte Koyunhisar savaşı olarak bilinen savaşta yenmiştir. İznik’e gelmesi muhtemel askeri ve lojistik destekleri keserek, devlet sınırlarını İznik ve Bursa’ya kadar genişletmeyi başarmıştır.

Sınırları daha da genişletme arzusu içinde olan Osman Gazi, İznik ve Bursa’yı da fethetmesi gerektiğini bilir. Fakat hem Bursa hem de İznik kaleleri doğrudan saldırı ile düşemeyecek kadar güçlü kaleler olduğu için bu kalelere gelecek erzak ve askeri destekleri kesmek iççin uzun bir kuşatma altına almış ve Bu şekilde Bursa’yı alması da Dimbos (1303) Savaşı zamanlarına denk gelir.

Bursa kuşatması tam olarak 23 yıl sürmüştür. Halk açlıktan bitmek üzereyken Bursa tekfuru bir haber gönderir. Haberde kendi ve ailesinin canının bağışlanması, güven içinde kaleden çıkarak Bizans’a gitmeleri ve halkın yağmalanmaması karşılığında kaleyi teslim etmeyi kabul etti.

Orhan Gazi’de şartları kabul ederek, Bizans tekfuru ve ailesini Osmanlı askerleri nezaretinde limandan Bizans’a gidecek olan gemiye kadar eşlik ettirdi. Bursa’dan ayrılmak isteyenler ayrıldılar kalanlarda zamanla Müslümanlığı seçerek hayatlarına devam ettiler.

Orhan Gazi için bursa önemli bir yer olmuştur. Önemli yatırımlar ve politikalar gerçekleştirdiği Bursa zamanla yaşayan Gayrimüslim halkında Müslümanlığı seçmesi ile Osmanlı’nın önemli merkezi konumuna gelmiştir. Nihayetinde 1335 yılında Bursa Osmanlı devletinin başkenti olmuştur.

Maltepe (Palekanon) Savaşı (1329)

İznik kuşatması çok uzun yıllar sürmüştü. Orhan Gazi’nin İznik’i almakta kararlı olduğunu ve artık taaruza geçeceğini bilen Bizans imparatorunun torunu 3. Andronikos komutasındaki bir ordu ile yola çıktı. Bu sırada Orhan Gazi İznik surlarına kadar gelmişti.

Bizans kuvvetlerinin yola çıktığını haber aldığında Surların önünde herhangi bir saldırıyı bertaraf edecek kadar asker bırakarak, Bizans ordusunu karşılamak için yola çıktı. Gebze dolaylarında karşılaşan iki kuvvet çetin bir savaşa tutuldular vesavaş sırasında 3. Andronikos’un ağır yaralanması ile morali bozulan Bizans ordusu kaybetti ve 3. Andronikos ağır yaralı olarak Bizans’a geri döndü (11 Haziran 1329).

İznik’in Fethi (1331)

Orhan Gazi Maltepe savaşında, İznik’e desteğe gelen Bizans kuvvetlerini bozguna uğratmıştı. Bu bozgunun ardından İznik’i almak için ordusu ile geri dönerek İznik surları önüne gelmişti.

Bursa Kuşatmasında olduğu gibi İznik kuşatması da uzun yıllar sürmüş ve Orhan Gazi’nin, İznik’in çevresindeki diğer tekfurlukları alması, İznik surları çevresindeki köylere Osmanlı Tebaalarını yerleştirmesi, İznik Surları içerisindeki halkı açlığa sürüklemişti.

Hal böyle olunca da Bursa kuşatmasında olduğu gibi, Surlara kadar gelen Orhan Gazi, Savaşmadı ve halkında en büyük isteği olan teslim olma isteğini bekledi. Çok uzun sürmeden İznik tekfuru, haber göndererek canlarının güvenliği ve dileyenlerin emniyet içinde Bizans’a geçmelerine müsaade edilmesi şartları ile kaleyi teslim edeceğini bildirdi.

Nihayetinde İznik kalesi de Bursa kalesi gibi savaşılmadan teslim oldu ancak bir fark vardı ki, Bursa’nın fethinde olduğu gibi halkın bir kısmı Bizans’a gitmemişti. Bizans yolunu tutan sadece Tekfuru ve ailesi olmuş, Kale askerleri dahi İznik’te kalmışlar ve Orhan gaziyi Kaleye girerken imparator gibi karşılamışlardır. Kalan ahali zamanla Müslümanlığı kabul etmiştir.

İzmit’in Fethi (1337)

Orhan gazi İznik’i fethetmiş ve batıya doğru genişleme politikasında yeni bir sayfa açmıştı. Fakat İzmit hiçbir zaman son hedef değildi. Orhan Gazi’nin amacı Bizans’ı tamamen yıpratmak ve Fethetmekti. Bundan dolayı önünde duran büyük bir engel olan İzmit’in de Fethedilmesi gerekiyordu. İznik alındıktan sonra İzmit’in Fethi için hazırlıklara başlandı.

Bursa’nın Fethi, Maltepe savaşı Zaferi ve İznik’in Fethi, Orhan gaziye gereğinden fazla cesaret vermiş ve Bizans’ın yeni durumunu öngörmeden ve incelemeden İzmit üzerine gitmesine neden olmuştu. Bizans imparatoru 2. Andronikos başarısız ve toprak kayıpları ile dolu bir yönetimin ardından yerini, Maltepe savaşında yenilen ve Ağır yaralı olarak evine dönen 3. Andronikos’a bırakmıştı. 3. Andronikos, dedesi gibi hırsını ve savaş arzusunu kaybetmiş bir komutan değildi.

Öncelikle doğudaki istilacı Bulgarları bertaraf etmiş ve anlaşmaya girmek zorunda bırakmıştı. Böylelikle halkın ve askerlerin gözünde değerlenmiş ve bu şekilde yaptığı küçük zaferlerle yerini sağlamlaştırmış. Askeri gücünü arttırmıştı.

III. Andronikos askeri eğitimlere ağırlık vermiş, askeri silahlarını da güçlendirmişti. Böylelikle Maltepe yenilgisinin de izlerini tamamen silmişti.

Orhan Gazi’nin İzmit üzerine sefere geldiğini öğrenen Andronikos hem denizden hem karadan çok büyük ve kuvvetli bir ordu ile, İzmit sınırlarına dayanan Orhan Gazi’yi karşıladı. Andronikos’un ordusunun bu kadar büyük olduğunu bilmeyen ve önceki zaferlerin verdiği güçle araştırmadan gelen Orhan Gazi, Osmanlı devleti tarihindeki ilk geri çekilme anlaşmasını önermiştir.

Andronikos’a değerli hediyeler, pars kürkleri ile bir anlaşma göndermiştir. Anlaşmada İzmit’in işgalini geri çekeceğini karşılığında yıllık 12 bin altın haraç istediğini bildirmiştir.

Maltepe savaşında üstün olmalarına rağmen kaybeden Andronikos, Orhan gazi ile savaşma riskine girmemiş ve zaten anlaşma teklifinin o taraftan gelmesinin de kendi gözünde zafer olduğunu da bildiği için kabul etmiştir.

Orhan Gazi burada korktuğu için bir anlaşmaya varmamıştır. Aksine Devletin Bekası için yapılan bu anlaşma oldukça stratejik bir öneme sahiptir.

Doğu Beyliklerinin Durumu

Doğuda bulunan beyliklerin kendi içindeki anlaşmazlıkları zaten onların her an savaşabilecekleri konumda olması, Osmanlının İzmit savaşından zararla dönmesinin batıdaki zayıflığında önünü açarak devleti zarara uğratacağını öngörmesi üzerine yapılan bir anlaşmadır. Önemli olan da hemen taarruz değil zamanında taarruzdur ki İzmit’in alınması birkaç yıl sonraya kalması da bu durumda çok önemli değildir

Orhan Gazi aradan zaman geçtikten sonra Anronikos üzerine denizden gitmek için Karasi Beyliğinden aldığı 24 adet gemi ile deniz üzerinden saldıracaktır. Buradaki amaç Osmanlının denizde üstün olmadığını bilen Andronikos’un böyle bir hamle beklemeyeceğidir ve hazırlıksız yakalama amacı güdülmektedir. Ama bu şekilde gerçekleşmeyen taarruzda Osmanlı donanması ağır kayıplar vererek geri dönmüştür.

Böylece Andronikos halkının ve askerlerinin gözünde daha da değerlenmiştir. Orhan Gazi öyle ya da böyle İzmit’in fethedilmesi gerektiğini bilmektedir ve bunun üzerine planlarına devam etmektedir.

Kısa bir süre sonra, Andronikos, batıdaki Bulgar sorununu çözmüş olsa dahi bu sefer Arnavut işgalcilerle başı derttedir. Arnavut işgalini de tamamen bitirmek amacı ile batıya Arnavutlar üzerine sefere çıkar. Bunu fırsat bilen Orhan gazi, uç beyliklerini de toplayarak İzmit’e doğru yola çıkmıştır.

İzmit Kuşatması gerçekleşmeden önce, engel teşkil edebilecek olan bir Tekfurluğu ortadan kaldırması gerekmektedir. Bu günün Yalovasında bulunan Koyun Hisar tekfurluğu kuşatılmış ve kısa süren kuşatmanın ardından, Bizans’ın yardıma gelemeyeceğini bilen Tekfur anlaşmaya vararak kaleyi teslim etmiştir.

Sonrasında İzmit surlarına gelinmiş ve Yine İzmit Tekfuru da Bizans ordularının yardıma gelemeyeceğini bildiği için aynı şekilde anlaşmaya vararak kaleyi teslim etmiştir.

Bu savaşın ardından Bizans’ın Anadolu da toprağı kalmamıştır. Orhan gazi görev taksimi yaparak, Büyük oğlu Süleyman Paşa’ya İzmit valiliğini, Diğer Oğlu Murat Gazi’ye Bursa Beyliğini verdi ve Kendisi de İznik ile meşgul oldu.

İzmit, İznik ve Bursa’nın Fetihlerinde Yaşanan Detaylar

Orhan Gazi, bir manastırı medreseye çevirdi ve bir imaret (ücretsiz yemek verilen bina) yaptırdı. Oğlu Süleyman Paşa da İznik’te bir medrese yaptırdı. Görülüyor ki, 14. yüzyılda, iki medeniyet arasında mücadele vardı. Bir yanda çöküş halinde, Doğu Roma (Rum) imparatorluğunun temsil ettiği Hristiyan-Baü medeniyeti, öte yanda Türk’ün temsil ettiği İslami Doğu medeniyeti.

Batı için gerçekten zifirî karanlık olan Ortaçağ’da (395-1453), böyle insani kurumların yapılması şöyle dursun hayal bile edilemezdi. Müslümanlar ise, Ortaçağda medeniyeti temsil ediyorlardı.

Avrupa’da o çağda, yıkanmak suç, günah sayılırken, Müslümanların bedenleri ve şehirleri tertemizdi. Avrupa’da dogmatizm hüküm sürerken, Osmanlı medreseleri bilgi ışığı yayıyordu. Avrupa’da halk sefalet içinde yüzerken, Osmanlı Devleti’nde yaşayanlar, Selçukluların I. Alaeddîn dönemindeki gibi, eşi görülmemiş parlak medeniyet seviyesine ulaşmışlardı.

Şeyh Edebali ve diğer evliyanın tutturduğu, insanı insan yapan ruhani-manei maya, sosyal hayata hakimdi. Toplum iyi düzenlenmişti, adalet tam yerleşmişti, yoksul, yok denecek kadar azdı.

Öyle ki, Orhan Gazi devrinde, hayat seviyesi o kadar iyi idi ki Müslümanlar, zekat verebilecekleri fakir bulamıyorlardı. Yine de, her ihtimale karşı, sadaka taşlarını bulundurmayı ihmal etmiyorlardı. Sadaka taşı, silindir biçiminde, bir veya bir buçuk metre yüksekliğinde bir sütundur.

Üstündeki çukurca yere, hayır sahibi, bir miktar para bırakır, ihtiyacı olan da, yatsıdan sonra, insanlar evlerine çekilince, gider, alırdı. Alan, verenle karşılaşmaz, alan kişinin haysiyeti korunurdu.

Osmanlılar, İznik’i alarak başkent yaptıkları zaman, orada derhal hamam da inşa etmişlerdi. İslam’ın gereği olarak temizliğe büyük önem veriyorlardı. Aynı yüzyılda, Avrupa’da ise durum şöyleydi:

“Caddeler ve evler, insan ve hayvan pisliğiyle iğrenç bir durumdaydı. Krallardan halka kadar, pis, bitli Hristiyanlar, yaralarla dolu ve hastalıklarla perişandılar.”

O çağlarda ve daha sonra, Avrupa halkının ezici çoğunluğu, üzerinde yaşadığı, çalıştığı arazi, derebeyi tarafından satıldığında, çiftlik hayvanı imiş gibi birlikte satılmış olurdu. Roma İmparatoru Konstantin’in koyduğu, toprağı ücretle kiralayıp işleyen köylünün toprağı terk edememesi kanunu, zamanla, köylüyü serf (toprağa bağlı köle) haline getirmişti.

İzmit ve İznik Fethi Olayları

Osmanlılar, 734/1334 yılında Marmara Denizi’nin güney kıyısındaki Gemlik ve Armutlu’yu fethettiler. İzmit şehri 737/1337 yılında İslam’a açıldı ve yönetimi, Orhan Gazi’nin büyük oğlu Süleyman Paşa’ya verildi. Ertesi yıl Üsküdar fethedildi. Bursa’nın idaresi Orhan Gazi’nin ikinci oğlu Murad Bey’e Bey Sancağı adıyla verildi.’

Osmanlılar, kıyısında kurulduğu göl vasıtasıyla dışarıdan yardım aldığı için, fethedilmesi oldukça güç olan İznik’i kuşattıkları sırada, çevredeki Hristiyan halk, kuşatma altındaki Hristiyanlara, kendi soydaş ve dindaşlarına yiyecek vermeyi reddetti, hatta onlara seslenip teslim olmalarının kendileri için daha iyi olacağını ifade etti;

“ey miskinler! gelün Türk’e itaat idün, açlıktan kurtulun, emn-ü eman içinde olun” derlerdi. Osmanlı’nın adaletli yönetiminden memnun olan halk, bu memnuniyetini, komşu beldelere de yayıyor, yansıtıyordu. Bu adil davranış, kısa zamanda çok geniş bölgelerin İslam’a açılmasındaki nispi (göreli) kolaylığı açıklar.

Nitekim Süleyman Paşa, Taraklıya yaklaşınca, Hristiyan halk hiçbir direnme göstermeden, çarpışmadan kaleyi teslîm etti ve adaletli İslam yönetiminde rahat bir şekilde yaşadı. Çevredeki köylerden birçok kişi gelip kendiliğinden, isteyerek Müslüman oldu.

Karasi Beyliği ve Balıkesir’in İdaresi

Osmanlılar, hiçbir Müslüman beylikle savaşmamış, Rum İmparatorluğu’na karşı cihad yürütmüşlerdi. Selçuklu Devleti’nin çökmesiyle, diğer birçok Selçuklu valisinin, bulunduğu yörede bağımsız beylik kurmasıyla, Aclan Bey de Karesi Beyliği’nin başında bulunuyordu.

Aclan Bey, vefat ettiği zaman, iki oğlu vardı: Orhan Gazi’nin yanında bulunan Tursun Bey ve Demirhan Bey. Karesi’nin yönetimini ele alan Demirhan Bey’i halk kabul etmedi ve Tursun Bey’i istedi.

Tursun Bey, Orhan Gazi’ye, kendisine Kızılca Tuzla ve Mahrama’nın yeteceğini, Karesi Beyliği hududu içindeki Balıkesir’i, Bergama ve Edremit’i istediği kimseye verebileceğini bildirdi.” Yeni bölgelerin İslam’a açılmasını teşvik için, Osmanlılar, bu yeni alınacak yerlerin yönetimini, oraları ülkelerine katan komutanlara verirlerdi.

Bu cümleden olarak, bazı yerler, günümüzde bile o yerleri fetheden komutanların adlarını taşımaktadır: Kocaeli, Akçakoca tarafından İslam’a açıldığı için bu adla anılmaktadır. Marmara Denizi’nin güney kıyısındaki Karamürsel, bu adı taşıyan gazi tarafından fethedilmiştir. Tursun Bey’in isteği ve teklifi üzerine, birlikte Balıkesir’e gittiler.

Demirhan Bey, Bergama’ya kaçtı. Tursun Bey, kardeşi ile konuşmak için kaleye yaklaşınca, atılan bir okla vurularak öldü. Orhan Gazi, itaat edecek olanlar için genel af ilan etti, Bergama halkı itaat etti 735/1334 Demirhan Bey, Bursa’ya gönderildi, iki yıl sonra taundan vefat etti. Orhan Bey, Karesi ilinin yönetimini, büyük oğlu Süleyman Paşa’ya bıraktı, kendisi Bursa’ya döndü.

Ege Denizini Geçme Stratejileri ve Rumeli’ne Geçiş (1354)

Osmanlıların, Çanakkale’ye kadar Karesi Beyliği’nin topraklarını, ülkelerine katmaları, Avrupa’ya geçişlerini kolaylaştırdı. Karesi Beyliği’nin, Hacı İlbey’i, Ece Halil ve Gazi Fazıl gibi üstün yetenekli komutanları, Osmanlı Ordusu’na katılıp büyük hizmetlerde bulundular. “Müminlere rahmet, kafirlere zahmet” olan Orhan Gazi’nin davası, “Kefereyi kam’ ve Müslim’ini cem” yani, (Kafirleri bastırmak ve Müslümanları birleştirmekti).

Marmara Denizi’ni geçip İslam’ı öte yakada yaymayı ciddi olarak düşündü. Osmanlıların bu durumu çok dikkate değer.

O sırada diğer beylikler birbirleri ile uğraşıp toprak kazanmağa çalışırken Osmanlı, konumunun sağladığı elverişli durumundan da yararlanarak, genişlemesini, gayrimüslimlerin elinde bulunan topraklara doğru yapan Orhan Gazi, denizi geçmek düşüncesini oğlu Süleyman Paşa’ya açınca, “o diyarların inançsızlık karanlığını kaldırıp İslam ışığı ile aydınlatmak üzere” karşıya geçmek için izin istedi.

Süleyman Paşa, Ece Bey ve Gazi Fazıl’a danışınca, bu iki kahramanın önayak olmasıyla Rumeli’ne geçildi. Bu geçişin tarihi olarak 1354 yılı kabul edilir.

Osmanlılar, Ayaşilunye adlı bir kaleyi fethettiler, Hristiyanlardı Anadolu’ya, Karesi Vilayetine gönderdiler. Anadolu’dan birçok Müslüman’ı Avrupa yakasına taşıdılar, orada Müslüman nüfusu çoğalttılar. Gelibolu’daki Hristiyan kuvvetler toplanıp geldiler, fakat yapılan savaşta yenilip kaçtılar.

758/1357 Gelibolu yarımadasındaki Eceabat yöresini Yakup Ece fethetti, Osmanlı adetince, fethettiği yerler, kendi adıyla ona tımar olarak verildi. Gazi Fazıl da beraberdi. Bu iki kahramanın kabirleri de oradadır.

Rumeli’nin Fethi Sonrası Yerleşme Politikası

Osmanlıların Gelibolu’da yerleşmeleri, Avrupa Hristiyan devletlerinin dikkatini çektiyse de, birbirleriyle uğraşmaktan, bu yeni gelenlerle ilgilenmeğe fırsat bulamadılar. Osmanlılar, yine de, Sırp, Bulgar ve Macarların, ayrıca, Rum İmparatorluğu ile Venediklilerin birleşerek kendilerine karşı gelmeleri ihtimalini göz önünde bulundurarak, tedbir aldılar.

Tekirdağ’ına kadar olan Marmara kıyılarını elde edip Anadolu’daki Osmanlı arazisinden Müslümanları getirerek bu yeni fethedilen yerlere yerleştirdiler, ayrıca, buraların halkından, askeri sınıftan olanları, isyan çıkarmaları ihtimalinden dolayı, Anadolu’ya, Karesi yöresine naklettiler.

Malkara ve Keşan’ı fetheden, böylece, Edirne-İstanbul yolunu kesmiş olan Gazi Süleyman Paşa, Bolayır’da avlanırken atının ayağının bir çukura girip düşmesiyle vefat etti 760/1359. Orhan Gazi, Avrupa yakasındaki Osmanlı topraklarına Türkmenleri gönderip yerleştirmeğe devam etti. Orhan Gazi, 761/1360 yılında vefat ederek Bursa’da gömüldü.

Süleyman Paşa, Avrupa yakasındaki yeni fethedilen yerlerle ilgili olarak babası Orhan Gazi’ye bilgi verirken, dizdar ve erenlere ulufelerini ve umarlarını verdiğini ifade etmektedir. Süleyman Paşa’nın eren kelimesini kullanması, çok ilgi çekicidir.

Avrupa yakasına geçip orada fetihler yapan gönüllü askerlerin -eğer hepsi değilse- çoğu sofi gazi idi, İslam’ın Rabat geleneğini devam ettiriyorlardı. Bilindiği gibi, İslam’ı, bütün yönleriyle yaşayan, bir yandan ruhi yüce makamlara ulaşmış bir şeyhin terbiyesinde ahlaki insani tarafını iyice geliştirmiş, kendi nefsi ile mücadelede hayli yol almış, iç alemindeki kavgayı kazanmış, öte yandan, dışa dönük olarak, İslam düşmanlarına karşı, İslam’ın uç bölgelerinde, Rabat denen müstahkem mevkilerde görev yapan sofiler bu geleneği sürdürmekte idiler.

Osmanlı Düzenli Ordusunun Kurulması

Osman Gazi devrinde eli silah tutan her erkek askerdi. Gaza (cihat) sırasında askerler toplanır, sonra topraklarına dönerlerdi. Orhan Bey, çatışmalarda ve hududu korumada çok başarılı olan atlıların yanında, bir yerde uzun müddet kalınmasını gerektiren kuşatma sırasında yaya askere de ihtiyaç bulunduğunu gördü. Böylece ‘yaya’ ve ‘müsellem’ teşkilatlarını kurdu. Müsellemler atlı idiler. Bu yaya ve atlı gaziler, vergi ödemezlerdi. Osmanlı düzenli ordusu böylece kuruldu.

Orhan Gazi, “Osman Gazi’nin bir kıta ve iki deniz üzerinde bırakmış olduğu Osmanlı Beyliği’ni iki kıta ve üç deniz üzerinde en mühim Türk beyliği haline getirmiştir. İstanbul ve Çanakkale boğazlarına hakim olmuş, tabi bir devlet şekline soktuğu Doğu Roma İmparatorluğu’nun Anadolu’daki alakasını Şile ile Biga ve Osmanlı hududu haricindeki Alaşehir’le Karadeniz Ereğlisi gibi birkaç kasabaya münhasır bırakmıştır.”

Orhan Gazi, hafızlara, ilim adamlarına, kadılara ulufe bağladı. Tasavvuf erbabı için zaviyeler yaptırdı. Halkın geçinme derdi yoktu, refah seviyesi yüksekti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close