GenelOsmanlı İmparatorluğu

Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu ve Osman Gazi Dönemi

OSMANLI TARİHİ  – OSMANLI DEVLETİ’NİN KURULUŞU

Ertuğrul Gazi

Osmanlılar, oğuzların Kayı boyundandır. Ertuğrul Bey 1279 yılında Anadolu Selçuklu sultanı 3. Gıyasettin Keyhüsrev (1264-1283)’in hizmetine girmiştir. Ertuğrul Bey Selçukluların Rum hücumunda aşiret beyliği yapmıştır. Beyliğe, Selçuklularca Kışlak olarak Söğüt, yaylak olarak da Domaniç verilmişti. Ertuğrul Bey vefat edip Söğüt’te gömüldü, vefat tarihi olarak 1281 yılı kabul edilir. Kayı boyu, Ertuğrul yerine oğlu Osman Bey’i seçmiştir.

Osman Gazi

Osman gazi hicri 652 / miladi 1255 yılında Söğüt’te doğmuştur. Selçuklu Halife – Sultanından 683 / Kasım 1284’de Osman gaziyi uç beyi tayin eden menşur geldi. Osman Gazi, “gayet salih, müslüman ve dindar kişiydi “ Osman Gazi’ye 1289 yılında Anadolu Selçuklu Halife- Sultanında! akbayrak, tablhane, kılıç ve menşur gelmiştir. Mehter’in ilk şekli olan tablhane, ikindi vaktinde geldi, Osman Gazi, vurulan nöbeti saygıyla, ayakta dinledi.

Osmanlı hükümdarları, Fatih devrine kadar, mehterin vurduğu ikindi nöbetini, ayakta dinlediler. Fâtih, artık Osmanlı Devleti iyice büyüdüğü, Selçuklu Devleti çoktan ortadan kalkmış olduğu için, mehteri oturarak dinledi.

Batı toplumlarındaki, bizim ‘devlet’ diye tercüme ettiğimiz state, etat, staat, reich ise, 1648 Westfalia antlaşmasından sonra ortaya çıkmış olan bir siyasi kuruluş şeklinin adıdır.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin çökmesiyle ortaya çıkan yirmi küsur beylik içinde, en büyükleri Karaman ve Germiyan beylikleri idi. Üstelik Karaman Beyliği’nin, Selçuklu hanedanı ile akrabalığı vardı, bu beylik, Selçuklu’nun başkenti Konya’ya varis olmuştu. Osmanlı Beyliği ise, beylikler içinde en küçüğü idi.

Mevlana Celaleddîn-i Rûmî ile ilgili bazı menkıbelerde anlatıldığına göre Ertuğrul Gazi Konya’ya her gelişinde onu ziyaret ederdi. Bir gelişinde de hayır duasını almak için henüz küçük bir çocuk olan Osman Gazi’yi beraberinde getirmişti.

O sırada devrin Selçuklu hükümdarı olan kimsenin, Kalenderi bir zata bağlandığını işiten Mevlana. “şayet hükümdar kendisine bir baba bulduysa biz de kendimize bir oğul bulduk”. diyerek Osman Gazi’nin elinden tutup hayır dua eyledi ve onun büyük ve daim kalacak bir devlet kuracağını, oğulları ve torunları Mevlana nesline bağlı kaldıkları ve onlara saygı gösterdikleri müddetçe devletlerinin daim olacağını müjdeledi.

Ertuğrul Ucu’nda yaşayanlar içinde Ahi Şeyhi Edebali de vardı. Bu zat, pek dindar, takva sahibi bir kişi olup, çok iyi bir eğitim görmüştü. Zengin olduğu halde, sade bir hayat yaşardı. Bir tekke yapmıştı, gelen gidenleri ağırlardı. Osman Gazi de ara sıra bu şeyhin tekkesinde konuk olurdu.

Osman Beyin Rüyası ve Şeyh Edebali

Bir gece, Osman Gazi, rüyasında bu şeyhin koynundan bir ay çıkıp kendi koynuna girdiğini, göbeğinden bir ağacın çıktığını, bu ağacın dünyayı kaplayıp gölgesinde dağlar bulunduğunu gördü.

Dağların dibinden pınarlar fışkırdığını, bu pınarların akıp gittiğini gördü. Ertesi günü, rüyasını Şeyh Edebali’ye anlatınca, Şeyh: “Ya Osman, müjdeler olsun! Yüce Allah sana ve evladına saltanat verdi, bütün dünya, evladının himaye gölgesinde ola. Kızım Mal hatun da sana helal oldu” dedi.

Osman Gazi yiğit, yürekli, büyük gönüllü bir bey idi ama, devlet yönetimi, hele devlet kuruculuğu için daha başka ve daha az önemli olmayan nitelikler de gerekliydi. Şeyh Edebali, Osman Beyi yönlendirmiş, devletin çok sağlam temellere oturtularak kurulmasında etkili olmuştur.

O zaman, Anadolu’da, Ahilik denilen gençlik teşkilatı vardı. İslam’ın ilk devirlerindeki Fütüvvet teşkilatının devamı niteliğindeki bu dinî-meslekî kuruluşta, Anadolu Müslüman gençliği, ırk, din ayrılığı gözetmeksizin, halka hizmet ediyordu. Anadolu’ya 1336 yılında gelen ünlü seyyah ibn Battuta eserinde bu konuda ilgi çekici bilgiler verir.

Osman Bey Dönemindeki Teşkilatlanmalar

Ahi teşkilatı, Osman Gazi’ye çok büyük destek verdi. Şeyh Edebalı’nın yanında, Şeyh Mahmud Gazi, Ahi Şemseddin, oğlu Ahi Hasan, (Çandarlı diye meşhur olan) Cendereli Kara Halil gibi kimseler, Osmanlı Beyliği’nin kuruluş ve gelişmesinde hizmet etmişlerdi.

Açıkça görülüyor ki, 14. yüzyılda Anadolu’daki Müslümanlar, iç bünyesi gayet iyi düzenlenmiş, teşkilatlı bir toplum içinde yaşıyorlardı. Bu yüzyılda, Anadolu’da başlıca dört teşkilat biliyoruz:

  • Ahiyan-ı Rûm: Anadolu Gençlik Teşkilatı
  • Bacıyan-ı Rûm: Anadolu Hanımlar Teşkilatı
  • Abdalan-ı Rûm: Anadolu Sûfileri, tarikatlar
  • Gaziyan-ı Rûm: Kafirlerle savaşan Mücahidler Birliği.

Karacahisar’ın Fethi

Osman Bey, Karacahisar Tekfuru, kardeşi Kalonoz’u askerle İnegöl’e yardıma gönderdi. Yapılan savaşta Osman Gazi’nin yeğeni San Yatı şehid oldu, Kalonoz da öldürüldü. Selçuklu Sultanı, Osman Gazi’yi desteklemek için, ona Eskişehir’i verdi.

Karaca Hisar üzerine yürümesi için de destur verdi. Osman Gazi de Karaca Hisar’ı 687/1288 yılında fethetti, ganimetin beşte birini yeğeni Ak Temür’le Selçuklu Sultanı’na gönderdi. Günümüzde bilinen en eski Osmanlı Tarihi kaynaklarından biri olan Neşrî Tarîhi’nde, Osman Gazi’ye tabi-ü alem (davul ve bayrak) gelmesi ‘Karaca Hisar alındığı vakit Ak Temürle gönderdi dediler” ifadesiyle, 1288 veya 1289 yılı olarak belirtilmektedir.

Yapılan bir savaşta Harmankaya Tekfuru Köse Mihal’i tutsak alan Osman Bey yiğitliğini beğendiği için onu öldürmedi, salıverdi. Köse Mihal de, Osman Bey’e büyük yakınlık ve sevgi duydu. “Osman icazkar bir şahsiyetti. Öyle bir şahsiyet ki kabiliyetleri itibarıyla kendisiyle rekabet edecek olanlar veya ona faik bulunanlar bile maiyetinde seve seve hizmet ederlerdi.

Osman Gazi’nin Eşsiz Siyaseti

Mihaloğlu ve Malkoçoğlu aileleri Osman’ın ancak uzun bir temastan sonra kendisiyle dost olmuş olan Hristiyan arkadaşları tarafından tesis edilmiştir. Mihal, Malkoç ve daha başka kumandanlar, hatta Osman’ın oğlu bile mesleklerinde Osman’dan daha mümtaz askerî muvaffakiyetler kazanmışlardır. Osman işinin erbabı adamları kullanacak kadar büyük adamdı.

Orta kıratta adamların çok kere yaptıkları gibi, mümkün olan rakipleri aradan çıkarmak ve etrafına yalnız kendisinden aşağı simaları toplamak suretiyle faikıyetini meydana çıkarmak ihtiyacını katiyen duymuyordu. Gerek kendini ve gerek başkalarını inzibat altında tutmağı biliyordu.”

Rum İmparatorluğunun Zayıflaması

Mongollar’ın önünden kaçıp Anadolu’ya gelen birçok Oğuz Türkü, yeni fetihlerde bulunan, Rum İmparatorluğun’dan beldeler alarak İslam’a açan Osman Bey’in hizmetine girdi. Rum İmparatorluğu, 4. Haçlı Seferi diye yola çıkan Avrupalı askerlerin 1204 yılında istanbul’u zapt edip yağmalaması üzerine, başkentini İznik’e nakletmişti.

Başkent, 1261 yılında, Avrupalı askerlerden kurtarılan İstanbul’a taşınınca, İstanbul yeniden merkez olunca, İmparatorluğun Anadolu’daki otoritesi ve denetimi gevşemiş, Rum vali-komutanları olan Tekfurlar kendi başlarına buyruk olmuşlardı. Rum İmparatorluğu, bir çöküntü sürecini yaşıyordu.

Bir yandan bu içten çürümüş ve çökmekte olan, görünüşte büyük, gerçekte zayıf İmparatorluğun durumu, bir yandan yeni göç dalgalarıyla beslenen, insan gücü sürekli olarak artan Osmanlı Beyliği’nin stratejik durumu, bu beyliğin kısa zamanda Roma İmparatorluğu aleyhine genişlemesini kolaylaştırmıştır.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin çökmesiyle ortaya çıkan diğer Türkmen beylikleri birbiriyle uğraşırken, Osmanlı’nın hedefi, ‘Rum’a hücum’ olmuştur’ En belirleyici husus budur. Osmanlı Beyliği’nin stratejik durumu, bu konuda yardımcı olmuştur. Küçücük bir beyliğin başındakileri, böyle, koca Rum İmparatorluğuna meydan okuyarak, ondan sürekli olarak beldeler, topraklar almağa yönlendiren ruhu iyi anlamak gerekir.

Osman Gazi, Karaca Hisar’ı fethedip Eskişehir’e sahip olunca, “karındaşı Gündüz’e yazdı. Çevrenin vurulmasıyla merkezin yıkılacağını bildirdi. Çevredeki komşularla iyi geçinmek gereğini ekledi. Bu görüşler, ondaki devlet adamlığı, yöneticilik niteliklerini çok güzel göstermektedir.

Aynı şekilde, Göynük ve Tarakçı Yenicesine akın edip ganimet aldıklarında, esir almadılar, halkın itaate meyletmesi için böyle davrandılar. Görüldüğü gibi, Osman Gazi, bir yandan askeri gücünü gösteriyor, halka adaletli davranıyor, diğer yandan da, insanları esir etmeyerek onları kendi idaresine meylettirmeğe özen gösteriyordu.

İşaret edilmesi gereken diğer bir özellik de, Osmanlı Beyliği’nin, belki de öteki bütün Türkmen beyliklerinden farklı olarak, oldu-bitti ile değil, Selçuklu Halîfe-Sultanı’ndan beylik menşuru alarak meşru şekilde ortaya çıkmış olmasıdır.

Koyulhisar Savaşı

Bilecik Tekfuru, Yarhisar Tekfuru’nun kızıyla evlenecekti. Düğüne çağırdığı Osman Gazi’ye suikast hazırlamıştı. Osman Gazi’yi düğüne davet için gönderilen Köse Mihal, duyduğu yakınlıktan dolayı, suikast tertibini haber verdi. Osman Gazi, Bilecik Tekfûru’nu kendi oyununa getirdi, Bilecik’e gelmişken kaçar gibi yaptı.

Tekfur biraz sarhoştu, Osman Gazi’nin ardına düştü. Kaldırayık denen yerde bekleyen Osman Gazi, Tekfur’u bertaraf etti. Bilecik kalesine yükler içinde gizlice girmiş olan gaziler de kaleyi fethetmişlerdi. Hemen o gece Yarhisar alındı.

Turgut Alp, Tekfur Aya Nikol’a olanları işitip kaçmasın diye, derhal gidip İnegöl’ü kuşattı. Osman Gazi de geldi, İnegöl fethedildi. 699/1299.37 Yenişehir, Osmanlı Beyliği’nin başkenti oldu. Türkmenler, Yenişehir’de yerleşik hayata geçtiler. Osman Gazi, Yarhisar Tekfuru’nun kızını oğlu Orhan’la evlendirdi. Bu Nilüfer Hatun, Orhan Gazi’nin oğulları Süleyman Paşa ve Murad Gazi’nin anasıdır.

Komşu Rum Tekfurları, yine Osman Gazi’ye karşı birleştiler. Rum İmparatoru da 2.000 kişilik kuvvet gönderdi. Osman Bey, bu kuvvetleri 1302 yılında, Koyulhisar savaşında yendi. Bu savaşta, Gündüz Alp’in oğlu Aydoğdu da şehit oldu. Bu savaş sonunda, Bursa’nın kuzey yönü dışında diğer tarafları Osmanlı topraklarına katıldı, İzmit yolu Osmanlılar’a açılmış oldu.

Osman Bey, eski Türk geleneğine uyarak elde edilen yerleri dirlik olarak verdi. Kardeşi Gündüz Alp’a Eskişehir’i, Aykut Alp’a inönü ve Yundhisar’ı, Hasan Alp’a Yarhisar’ı, Turgut Alp’a İnegöl’ü dirlik olarak verdi. Yani, bu alpler, yiğitler, oraların yöneticileri oldular. Bilecik’in gelirini Edebalı hazretlerine bıraktı.

Dimbus Savaşı (1303)

Osman gazinin Bizans imparatorluğu ile Koyulhisar muharebesinde karşılaşması ve Bizans’ı yenmesi Bizans imparatoru Mihail’in doğudaki sınırlarını ve askeri stratejilerini değerlendirme çabası içerisine sokmuştu.

Bizans imparatoru biliyordu ki imparatorluğun içlerine oldukça uzak olan bu doğu sınırları korunaksızdı ve Osmanlının sürekli akınları ile alınabilecek olan bu toprakların elden gitmesi demek Osmanlının Bizans kapılarına dayanması demekti.

Bunun üzerine Mihail, Osmanlı sınırındaki tekfurlara emir vererek askeri güçlerini birleştirmelerini ve Osmanlıya doğrudan bir taarruza geçmeleri gerektiği emrini verdi.

Osman Bey, Bizans’ın bu saldırısını önceden haber alamamış ancak savaş için yola çıktıklarında öğrenebilmişti. Yeniden birleşen tekfurların ordularını önlemek için Orhan Gazi Bizans’lıları Yenişehir ovasında durdurdu.

Osman gazi bu muharebeye destek kuvvet gönderemeyebilirdi ancak Orhan Gazi Bunu göze alarak Ordusunun başında savaşa girdi. Uzun ve zorlu bir savaşın ardından Bizans kuvvetleri galip gelmek üzereyken Osman Bey ve Ordusu da savaşa dâhil olarak üstün stratejiler ile Bizans ordusunu geri çekilmek zorunda bıraktı.

Ancak Bizanslıların kaçmasına fırsat vermeyip tamamen bertaraf edebilmek için peşleri bırakılmadı. Dimbos Boğazında sıkışan bizasn kuvvetleri ve Osmanlı ordusu arasında ölümüne yapılan savaşta Bizans kuvvetleri tamamen bertaraf edilmiş ama Osmanlı Askerlerinden de çok fazla kayıp verilmiştir. Bu savaşta ayrıca Osman Bey’in kardeşi Gündüz Alp’in oğlu Aydoğdu da şehit düşmüştü.

Osman gazi, muharebe sırasında kastel tekfurunu ölürdüyse de yeğeni Aydoğdu’nun da katili olan kite ve Erdenos tekfurları kaçtılar. Kite tekfurunun peşine düşen Osman Gazi Tekfuru Ulubat Tekfurluğuna kadar takip etti ve Ulubat tekfuruna sığının kite tekfurunu sulh yolu ile istedi.

Osman gazinin vazgeçmeyeceğini anlayan ulubat tekfuru, kite tekfurunu vermesi karşılığında ne onun ne de sonraki padişahların ulubat köprüsünü geçmemesi için güvence istedi. Güvenceyi aldıktan sonra Kite tekfurunu teslim etti. Kite tekfuru Kite kalesi önünde idam edildi ve Kite kalesi de alınmış oldu.

Sakarya Seferleri (1304 – 1306)

Osman Gazi’nin savaş stratejisinde odaklandığı en mühim konular İznik ile Bursaydı. Bizans tekfurlukları arasında en sağlam olan bu iki tekfurlugu alması gerektiğini aksi halde sınırların genişlemesinin zor olacağını biliyordu. Bizans merkezine yakın olmaları, Askeri ve lojistik desteğinde hızlı bir şekilde ulaşılabildiği bu bölgeleri kontrol altına almak için öncelikle bu yolları kesmesi gerekiyordu.

Bunun için de Sakarya’yı kontrol altına alması şarttı. Sakarya’yı kontrol altına almadan önce yol üzerindeki engelleri kaldırması gereken Osman Bey, öncelikle Harmankaya tekfurluğunu almalıydı. Ancak Harmankaya tekfuru Köse Mihal ile eskiye dayanan dostluklarından dolayı şimdiye kadar herhangi bir sürtüşme yaşamamışlar ve ş siyaseti uygulamışlardı. Fakat devletin snırlarının gelişmesi ve bekası için harmankaya’nın da Osmanlı sınırlarına dahil edilmesi gerekiyordu.

Osman Bey, Sakarya muharebesinden önce hem askeri kayıp vermemek hem de Dostu Köse Mihal’i kaybetmemek adına, Köse Mihali Yenişehir’e davet etti, Bu davetteki amaç Köse Mihal’i İslam Dinine Katmaktı. Ancak bir mucize gerçekleşti ki, Köse Mihal, Osman Gazi’nin bu teklifinden habersiz bir şekilde öncesinde İslam dinine geçmek istediğini söyledi.

Müslüman olan Köse Mihal, Abdullah Mihal adını aldı ve Harmankaya da kendisine sancak verilerek Osmanlı topraklarına katılmış oldu. Burada, hem bir dost kaybedilmemiş hem ordu savaşa girerek zaiyat vermemiş hem de bir yabancı İslam dinine katılmış oldu.

Osman gazi Skarya muharebelerine, Akhisar ve Karacahisar kalelerini alarak devam etmiş ve ömrünün son zamanlarını da Karacahisar’da geçirmiştir.

Osman Gazi ve Köse Mihal

Osmanlılarla sıkı ilişkiler içinde bulunan Köse Mihal, yaşayan İslamı yakından tanıyarak, beğenip benimsedi, 1313 yılında kendi arzusuyla müslüman oldu, o zamandan sonra Abdullah Mihal adıyla tanındı. Osman Bey’le birlikte, Osmaneli, Mekece, Akhisar, Geyve kalelerini fethettiler.

Mihal Gazi’nin soyundan gelenler, 16. yüzyıl ortalarına kadar Osmanlı akıncı kuvvetlerinin önemli bir kısmının başında bulundular, Mihaloğulları diye ün saldılar. Osman Bey’in 1320 yılından sonra cihada katıldığı görülmüyor.

Yakalandığı nikris (gut) hastalığı yüzünden ata binemeyen Osman Bey, işleri Orhan Bey’e havale etmişti. Osman Bey, 1326 yılında, Bursa’nın fethi, İslam’a açılması sırasında vefat ederek oğlu Orahn Gaziye vasiyeti üzerine Gümüşlü Kümbete defnedilmiştir.

Osman Bey, oğlu Orhan Gazi’ye vasıyyetinde şöyle demişti: “Her kim Hak Teala’nın buyurmadığı bir iş tavsiye ederse, onu kabul etme, bilmediğini ulemaya (bilginlere) danış, bir işi bitirmeden öbürüne başlama.” Böylece, Osmanlı Devleti’nin ilkelerini koyuyordu. Osmanlı Devleti cihad esası üzerine kurulmuştu, gaziler, İslam davası için, kutlu buyrukları üstün kılmak için savaşıyorlardı.

Cihad esası üzerine kurulmuş olan devletin bu yolda devam etmesi için, Osman Gazi, gereken kanunu da koymuştu:

“Kime bir tımar verirsem elinden sebepsiz yere almasınlar. O ölünce oğluna versinler. Çok küçük dahi olsa versinler. O, savaşa yarayacak hale gelinceye kadar sefer vaktinde hizmetkârları sefere gitsin. Her kim bu kanunu tutarsa Allah razı olsun. Eğer neslime bu kanundan başka bir kanun koyduracak olurlarsa edenden ve ettirenden Allah razı olmasın.”

Bilindiği gibi, İslam’ın ilk günlerinde, Hz. Muhammed (a.s.) çağında ikta’ adıyla uygulanan usul, Osmanlı Devleti’nde tımar adıyla devam ermiştir. Kendisine tımar verilen kimse, o bölgenin vergisini devlet adına toplar, karşılığında da cihada hazır, belli sayıda tam teçhizatlı asker yetiştirirdi.

Temeli, varlık sebebi İslam ve itici gücü cihat olan devlet, sürekli olarak bu görevi yerine getiriyordu. Sürekli cihat halinde bulunan Devlet’e, tımar sahipleri, yükümlü oldukları sayıda askeri hazır bulundurmak ve cihada katılmak durumunda idiler. Küçük çocuk bu görevi yerine getiremeyeceğine göre, o büyüyünceye kadar, babası zamanından kendisine kalmış hizmetkârları bu görevi üstleneceklerdi. Osman Gazi’nin bu kanununda hem çok güzel bir vefa örneği, hem de devletin kuruluş, varoluş felsefesini gösteren azim ve soyundan gelecek bütün yetkililere direktif vardır.

Osman Bey Döneminde Yapılan Savaşlar ve Akınlar, Kronolojik Özet

  • 1285 Kuluca Hisarı Osman Gazi’nin İlk Zaferidir
  • 1286 Senesinde Karacahisar ve İnegöl Tekfurları Osman Gazi’ye karşı birleşmişlerse de Osman Gazi İkizce de düzenlenen savaşta iki Tekfuru da bertaraf etmeyi başarmıştır.
  • 1288 Senesinde, Porsuk deresi üzerinde yapılan taarruz ile Karacahisar ele geçirilmiştir.
  • 1289 Senesinde İnönü ve Eskişehir tarafları Alaeddin Keykubat’ın emri ile Osman Gazi’ye beylik olarak verilmiştir.
  • 1292 Senesinde Sakarya dolaylarına akınlar gerçekleştirilmiştir.
  • 1299 Senesinde Selçuklu Hanedanlığı dönemi kapanmış ve Osman Gazi tarafından Osmanlı İmparatorluğunun temelleri atılmıştır. Bu sene içerisinde Turgut Alp İnegöle akınlar düzenlemiş ve bölgeyi hakimiyeti altına almıştır.
  • 1300 senesindeYenişehir ve Yondhisar kaleleri de ele geçirilmiştir.
  • 1301 senesinde Koyulhisar zaferini takiben ulubat, Mihaliç ve Kirmasti Tekfurlukları ele geçirilmiştir.
  • 1302 senesinde Köprühisar alınmıştır.
  • 1303 Senesinde Sakarya seferleri içerisinde Marmaracık kalesi alınmış ve İznik abluka altına girmiştir.
  • 1306 yılında Dinboz zaferini takiben, ulubat, Kete, ve Kestel Tekfurlukları alınmıştır. Ayrıca Osmanlı devletinin ilk anlaşması da Ulubat Tekfurluğu ile bu zamanda yapılmıştır.
  • 1307 senesinde İznik abluka altına alınmış ve Yalova dolaylarında akınlar sürekli hale getirilmiştir.
  • 1308 senesinde İmralı adası fethedilmiştir.
  • 1313 yılında Harmankaya valisi Köse Mihal Osman Gazi’nin himayesine girmiştir.. Akhisar, Lüblüce, Geyve, Karagöz, Hisarcık, Lefke, Yenikale, Tekfurpınarı, ve Yanıkçahisar kaleleri fethedilmiştir. Bursa kuşatılmaya başlanmıştır.
  • 1316 yılında Tuzpazarı, Karatekin, Karacebeş, ve Ebesuy kaleleri fethedilmiştir.
  • 1317 yılında Akçakoca’nın ve Korunalp’ın komutanlığında Kocaeli’nin fethi başlamıştır. Kapucuk ve Keresteci kaleleri ele geçirilmiştir.
  • 1321 yılında Osman Gazi oğlu Orhan Gazi’yi yerine vekil tayin etmiştir. Mudanya ele geçirilmiş ve Gemlik seferine çıkılmıştır. Trakya bölgesine ilk Osmanlı akınları başlamıştır.
  • 1323 yılında Akyazı ele geçirilmiştir.
  • 1324 yılında Karamürsel ele geçirilmiş ve Türkler İzmit Körfezine hakim olmuşlardır. Orhan Gazi Osmanlı Devleti’nin başına geçmiştir.
  • 1325 yılında Orhaneli ele geçirilmiş ve Devehisar, Bolu, Ermenipazarı ve Kandıra kaleleri fethedilmiştir.
Etiketler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close